Yazının başına oturduktan sonra 45 iş yapmak için kalktım ve tekrar oturdum bilgisayar başına. İki-üç albüm dinledim, Empati bölümü bitirdim, behance setleri inceledim, flickrda fotoğraf bakındım, letterboxd profilimde gezindim, iki ayrı standup show ile iştigal ettim, günün ikinci çamaşır yıkama seansını sonlandırdım ve yine ikinci sodamı içmeye başladım. Son olarak kendimi, gözlerimi kapamış biçimde 9’uncu Senfoni dinlerken buldum. Bir şeye odaklanıp adanmak çok zor, çok uzun zamandır.
Ucundan kıyısından düşündüğüm ve veya yazıp kenara attığım çok şey oluyor. Bunlar kayda değer şeyler mi, bilemiyorum ve açıkçası umrumda da değil ama nihayetinde istikrarlı biçimde yazıya aktaramamaktan şikayetçiyim. Kendimi, kendime.
Kendimi bildim bileli hissettiğim fakat üstesinden gelemediğim bir mevzudan bahsedeyim, belki aşinasınızdır. Yaşadığım hayat, sanki genel bir hazırlık sınıfı. Bir şeyleri öğreniyorsun, deneyimliyor ve doğru ile yanlışlar arasında solo dans gösterisi sunuyorsun. Sürekli kendine telkinlerle, “bunları düzelteceğim” diyorsun. Düzelttiğin oluyor, unuttuğun oluyor, umursamadığın oluyor, umursayıp tavanı izlediğin oluyor. Sanki, bir sonrakinde tüm bu “bilgi”, hayatını şekillendirmene yardımcı olacak. Daha iyisini yapacaksın, en başından. Zaman sanki, varoluşun en başından sana yüklenecek. Bilincin, yaşamış olduğun tüm bilginin hepsini soğurup, içerisinde barındırabilecek. Taze bir yeniden başlangıç, daha iyi, daha güzel. İstediğin gibi, daha hükmedebileceğin şekilde. Yine de, kendi bildiğinin, anlayabildiğinin ötesi bir keşif alanı. Yeni maceralar, heyecan, hayal kırıklıkları, acılar, anılar. Her seçim, yeni bir evren. Güvenli alan aramak da mümkün, bildiğin yerlerde gezinmek; aksi de mümkün, yeni kıtaları keşfe çıkmak ve belki sence bilinmeyen bir hastalık yüzünden üç gün sonra ölmek. Seçim. Temel bir bilgi gibi sanki bu yeniden başlangıç. Dönüp dönüp kendime hatırlatmam gerek. Tek bir hayat var.
30 yaş. Ne ara oldu, nasıl geldim buraya, çok şaşkınım. Korkuyorum, kaygılanıyorum. Kontrolsüzlükten, bir şeylerin kayıp gidiyor olmasından. Kötü bir hayat yaşamadım, asla. Kendi ölçülerimde hayli maceralı, iniş ve çıkış bolluğunda bir hikaye yarattım bir şekilde. Hep ama flu bir düşünce vardı aklımda, bunları düzelteceğim. Sanki, bir şansım daha olacakmış gibi. Hayatın akışına kaptırıp gittiğim çok fazla zaman var, durup nefes almadan geçirdiğim yıllarım. Kendime dönüp bakmak gibi değil öyle, tavandaki portreme, her gece. Ama olayların etrafımda döndüğü, benim kayıtsız biçimde bu dönüşe kendimi bıraktığım ve sonunda savrulduğum yere nasıl geldiğimi hatırlamadığım, anlamlandıramadığım.
Eski fotoğraflar, videolar, anılar, müzik ve resimler, etkileşimde olduğum her şey, nesneler. Dönüp dönüp bakarım onlara. O anlara geri giderim. Yüzümde gülümseme olur istemsiz. Gözlerimde yansımasını görürsünüz zihnimdeki anıların, onları yeniden yaşamamın. Özlemin, geri gelmeyişlerin, geçmiş olmanın, hüznün, sevincin, memnuniyet ve huzurun bazen. Bu demek değil ki yaşadığım her şeyden memnunum, karanlıktan azade anılarım. Aksine, karakterimi, olduğum ve dönüştüğüm kişinin temeli o lanet anlar. Eski ben, ben artık her neyse ve ne zaman. Olanlar oldu, olacak olanlardan bazıları ise olacak. Geçmişi olanlarla bırakıp onlardan öğrenirken, olacak olanlar için bakış açımı genişletmek mümkün mertebe emelim. Yoksa mümkün değil katlanmak geçmişin yüküne, yaptıklarına, sebep olduklarına. “Bunları düzelteceğim” değil aslında mümkün olan, “tek bir hayat var” ile yol almak, daha “iyi” olanı seçmek. Elden geldiğince. Benim için.
İnananlar, cennet diyor sonraki yaşamın güzeline. Yeni ve çok daha iyi. Sonsuz ödül, arzular şelale, her şey güzel, her şey tatlı. Benim bahsettiğim ise yeni bir yaşam sadece. Biraz daha kontrolümde belki, daha doğru, daha az yüklü. Yine de her seçim, her yeni seçim eğer baştan alacaksak her şeyi, yeni bir başlangıç ve biraz daha uzaklaşman kendinden. Tanıdıklarından, anılarından, olaylardan. Farklı attığın her adım, bir başkasına doğru. Yeni bir öğrenmeye, yeni bir maceraya. İstediğim bu mudur, emin değilim de. Ne istediğimi net biçimde hiç bilemedim. Aklım, arzularım hep hayal aleminde, bambaşka yerlerde. Odaklanmak güç. Ne ara yaşandı tüm bunlar? Bugünlerde ve hep.
Size gibiyse de sözlerim, aslında hep kendime. “Sadece, tek bir hayat var” arkadaş. Çıkış biletin her zaman cebinde. Elinden geleni yap. Gerçekleşebilmiş olanlar kadar var her şey. Anıların, yaşadıkların, sevdiklerin, güzel her şey. Tadını çıkar. Yolculuğun, iyi ve güzelin. Sence.


Yorum bırakın