Bu cümleyi ne zaman duydum, nerede gördüm hatırlamıyorum, atıf vermek çok isterdim. Bazı şeyler duyar insan ve o an vakumlanır zamandan, sessiz oda gibi bir yerde kendi başına kalır ve o duyduğuyla hayali bir yolculuğa çıkar ya, bu cümle ile karşılaşmam da öyle bir andı benim için.
Sevdiğin kişi ile x defa daha görüşeceksin.
Hiç akla gelmeyen, orijinal bir fikir olmasa da karşılaşınca sanki bir ağır koku gibi ciğerlerine dolup nefessiz bırakan bir karşılaşmaydı.
Basitçe, yılda bir kez görüştüğünüz bir sevdiğinizi ele alın. Ailenizden biri, sevdiğiniz bir arkadaşınız veya aslında kıymet verdiğiniz herhangi biri. Standart bir ömür sürdüğünüzü varsayarsak ortalama ömrünüzün kalanında o kişi ile tahmini 50 defa daha görüşebileceğinizi varsayalım. Bu fikirle ilgili ne hissediyorsunuz? Sizden büyüklerin yaşları gereği sizin ömrünüzün sonuna kadar tutunamayacaklarını da düşünürsek, belki de 25 kez daha aslında. Bilemeyiz elbette, olmadık hallerde belki 1 veya hiç. Fakat olabilecek senaryoda bile ufak bir ürpermiyor musunuz?
Bayramdan bayrama gördüğünüz aile büyükleri, yaz tatillerinde ancak buluşabildiğiniz arkadaşlarınız, ülkeye ancak 3-4 senede bir dönebildiğinizde bir kaç saat yüz yüze görüşebildiğiniz sevdikleriniz, …
Ben bu düşünce ile ilgili kendimi huzursuz hissediyorum. Yani elbette günün sonunda bir sayı var bilmediğimiz ve zaten bilemeyeceğimiz ve bunu hayatımızın merkezine getirip hareket alanımızı kısıtlamanın luzumu var mı? Bence yok. Fakat yine de esasında hiç bir zaman yetmeyecek olsa da geleceğin karanlık olduğu bir çerçevede, neyin ne zaman, nasıl, ne kadar gerçek olabileceğini bilemediğimiz bir ortamda sanki en azından bu düşünceyi kendi yararımız bir alana çekip bazı kararlarımızı sorgulamalıyız.
Uzunca bir süredir pek çok başka şeyin yanında bu düşünce beni köşeye sıkıştırıp sıkıştırıp dövüyor. Ne kadar istemesem de belki de hayatımın bir tarafından bana müdahil olmasına izin veriyorum belki ama yani zaten bu alışkın da olduğum bir şey, kendimi bildim bileli uğraştığım bir şey ve artık ustayım. Peki bu düşünce beni itip kakarken ben neye karar verdim veya en azından bazı meselelerle ilgili harekete geçebildim mi? Sanırım evet. Yani, galiba. Biraz karışık. Belki tam burada biraz daha bakış açısı ile oynamaya ihtiyacım var.
Yaşamınızda, sizden önemli bir kimse ve de herhangi bir şey yok.
Biraz bencil ve nahoş gelse de kulağıma aslında böyle. Bu esasında sizin önem verdiğiniz şey veya kimse eğer sizden önemli gibi geliyorsa önemlidir de demek olabilir mi? Belki de. Matematik ile açıklanabilen dışında her şey çok soyut ve doğrusu yanlışı çok kişisel geliyor bana. O yüzden de esasında benden önemlisi yok gibi. Hayatımı kurtaracak doktor o an benden önemli fakat ben hayatıma önem verdiğim için aslında belki o bir araç ve onu da önemli kılan mı benim? Etik, doğru, yanlış, iyi, kötü, sevmek, renk, aile, bağ, su, yaşam, zaman, elma, evreka, … Birbiri ile alakasız gibi görünen kocaman bir evren.
Bir şey anlatmaya çalışır değilim aslında. Öyle aklıma geldiği gibi yazıyorum. Bunu da beni yerden yere vuran eleştirilerle doğruyu ve yanlışı suratıma vurmayın diye peşinen söylüyor değilim. İçimden konuşur gibi dökülüyorum. Dünyanın en aptal cümlesini de kursam, e öyle olsun.
Benden önemli ne bir şey var ne de kimse. Cümleyi çekiştirince bir şeyler değişti mi? Aslında yazıyı toparlamaya çalışırken aklımda vakit kazanmaya çalışıyorum. Yazdıkça akar belki bir şeyler çabası da yok değil.
Yaşıyor olmak, yani aslında ne demekse bu, şu an bunu düşünmek, nefes alış ve veriş, gaz karışımının ciğerlerime dolması ve oradan oksijen ayrıştırarak vücuduma dağıtma, minik atomların içimde gezinimi, atomun etrafında ve içinde kendi bileşenlerinin gezinimi, hadi hop çıktık yukarı ki yani neye göre kime göre, güneşin etrafında gezinimi ki o da galaksimiz etrafında gezinim halinde, galaksimiz de etkileşimde olduğu galaksilerle beraber uzayda zamanın başlangıcından sonuna doğru genişlemekte ve gezinmekte. Her şey akılalmaz. Esasında bomboş ve dopdolu. Nereden baktığına bağlı. Soyut, subjektif ve romantik tarafa ne dersiniz? Ben bir süredir sanki buralardayım.
Önemli olan benim. Benim düşüncelerim, değer verdiklerim, neyi istediğim. Bunun varabileceği yerin ucu bucağı yok. İyi ve kötü anlamda ki o konuda da bizim son söz hakkımız olmaz mı bu durumda? Ne zaman peki? Nasıl tutarlı olacağız? Olmalı mıyız? Bu bir borç mu? Kime böyle bir sorumluluğumuz var? Bi dur artık be adam!
Yalnız.
“Yaşadığımız” bu kocaman şey içerisinde esasında bir başımıza, aklımız yettiğince “var olmamız”? Esasında yapayalnızız. Kafanızın içinde, yanınızda yatan sevdiğinizle, ailenizin evinin içinde, sokaklarda hıncahınç kalabalıklarda, dünyada “nefes alıp veren” tüm canlılarla. Yalnızız. İlk andan son ana dek. Hepimiz bir başımıza öleceğiz. O an dünyanın tüm insanları koşup gelse de aslında kendimizle baş başayız.
Ağır bir koku sardı mı dört bir yanı?
Bununla nasıl başa çıkıyoruz? Aklımıza getirmeyerek, kaçınarak, üstesinden gelebilirmiş gibi yaparak veya ne şekildeyse.
Var olmadan öncesini hatırlamıyorum, varlığım sona erince de bundan farklı olmayacak. İnanca göre değişen bir bakış açısı olabilir.
Yine de, devam edebiliyoruz. Bunca insan etmiş ve ediyor. Trafikte birbirlerine sövüyor. Güzel bir restoranda yemek yiyor. Birinin derdine derman oluyor. Keşif yapıyor. Sanat var ediyor. Çoğunlukla, Jehan Barbur’un dediği gibi, iş olsun diye iş yapıyor. Savaşıp birbirlerini yalnız ölümlere itiyor. Sonra da gidip yeni yalnız ölümler üretiyor.
Soyut, subjektif ve romantik.
Hadi artık ipler birbirlerine dolanmadan indirelim uçurtmaları, havanın bozduğunu hissediyorum.

Gündoğumu, Çanakkale.
Sevdiğin kişi ile x defa daha görüşeceksin, yaşamınızda sizden önemli şey ya da kimse yok, yalnız. Elimizde bunlar var.
Yalnız bir hayattan bahsetsek de esasında çevremizle kaçınılmaz bir etkileşim halindeyiz. Belki de bu yüzden bunu bu kadar hissetmiyor, hayatımızın merkezine getirip koymuyoruz. İletişim kuruyoruz her gün başkalarıyla veya onların da başkalarından etkilendiği, biriken bir üretimle. Bu etkilenmelerle şekilleniyor hayatımız. Önemi olan ile olmayanı ayrıştırmak ihtiyacı doğuyor. Çok şey var, kimileri öncelikli olmalı. Bu önceliklerle de ne kadar kaldığını bilmediğimiz kısıtlı bir zamanımız var.
Önemi, kıymeti atfeden biziz. Kimseler ya da şeyler önemli ise biz istediğimiz için. Bunun doğrusu ve yanlışı ile ilgili tek ölçüt biziz. Boşa geçmiş bir hayat kime göredir? Biz hissediyorsak, peki. Ya başkaları öyle düşünüyorsa, öyle midir? Y bizim için kıymetli ise buna kim karışabilir? Ancak siz.
Peki siz kimsiniz? Ne zaman? Nerede?
Hayatımda kocaman yerler kaplayan şeyler ve veya kimseler artık neredeyse yoklar ve hatırlayamayacağım kadar uzaktalar. O zaman öyleydi, bugün böyle, yarın ne olacak bilemiyorum.
Anlar var ama. Kıymetin ve önemin belki en etkin zamanı, zamanları. Şu an benim için bu Z çok önemli. Dün değildi, yarın yine olmayabilir. Peki, nasıl nefes alabileceğiz?
Bilemiyorum, belki de aslında öyle çok da beklememek gerek öneme kavuşmak için. Kıymetliyi kıymetli iken yanında tutabilmek, keyfini çıkarmak. En azından bir süredir böyle hissediyorum. Yaşam bitimi sonrası bir büyülü dünya inancına da sahip değilseniz hele, ne bekliyorsunuz bu belirsizlikte gibi bir yerlerdeyim.
Hiç bir şekilde kontrol edemediğimiz, ne zaman ve nerede olduğumuzu kestiremediğimiz, hangi noktada biteceğini bilemediğimiz saçma sapan ve de akılalmaz bir maceranın ana karakteriyiz.
Neye nasıl yetişeceğiz? İsteği nasıl törpüleyecek, hangisine nasıl karar vereceğiz? Ne hissettiğimizle rasyonaliteyi ne noktada ele alabileceğiz? Geçmişteki güzelden keyif almak ve geleceğin anksiyetesinden uzak kalmak bu kadar zorken nasıl tansiyonumuzu dengeleyip kafamızdaki gümbürtüyü, konuşan milyarlarca sesi kontrol edebileceğiz?
Yoruldum.
Karar verdim.
Yalnızlık, değer, kısıtlı zaman.
Geri dönüp baktığımda kendi değer ve yargılarım ölçeğinde yeterince güzel bir yaşamım olduğuna kanaat getirdim. Eskiden farkında değildim. Bilinçsizce keyfini çıkarıyormuşum aslında. Olabildiğince istediği gibi yaşıyor, istediği gibi davranıyor ve istediği şeylerle ilgileniyor. Bu çok büyük bir lüks. Koskoca evrenler ötesinde anlayamadığımız büyüklükte uzay ve yine anlayamadığımız kadar küçük atomaltı dünyalarının, fizik ve matematiğin, olasılıklar deryasının içerisinde ben, ben olmuş ve yaşadığım şeyleri yaşamışım. Çok saçma. Algılarım birbirine giriyor, midem bulanıyor düşününce. Fazlasıyla şanslıymışım aslında. Bir “şükür” hissinden ziyade olasılıkların olanına olan şaşkınlığımdan bahsediyorum. Çok karanlık bir depresyon sürecinin görece aydınlık zamanında bu fikirlerle yoğrulunca daha bir etkileyici oluyor. Bilmiyorum kulağınıza aslında nasıl geliyor.
Dönüp baktığımda, yaşamımı kendi elimle zorlaştırdığım ve aslında biraz çabayla bu engelleri kaldırabileceğimi farkettim, koca dağların yanında. Bu başlangıçta biraz kaşındırsa da şu an alıştığım bir düşünce oldu. Nitekim bu konuştuğumuz meselelerle ilgili de daha berrak düşünmemi sağladı.
Yalnızım ve bu problem değil. Değerlerim var değişen, bunlar benim için böyleler ve kimseye mantıklı gelmek zorunda değiller. Anlar var değerlerimle kesişen, kısıtlı da zaman, mantık çerçevesini elden bırakmadan ve hayalleri hor görmeden kesişimi büyütebilecek alan yaratmak gerek.
Verdiğim karar da bu aslında. Bence değerlerimize daha yakın olmamız gerek. Kurduğumuz hayallere, kimselere, yapmak istediklerimize, yaşamak istediğimiz yere, görmek istediğimiz gün batımına, keyiflerimize, eksiğini hissettiklerimize. Bunu da gerçekleri elden bırakmadan olabildiğince çabuk yapmak gerek. Değer eskimeden, zaman tükenmeden. Yapabildiğim ölçüde keyif aldıklarıma odaklanmak, beni mutlu eden şey ve kişilerle yakın olmak, güzeli de zoru da paylaşmak, maceralar yaşamak, anları kovalamak, daha az endişelenmek, orada kalabilmek, …
Yalnızım, değerlerim var, keyfini çıkaracağım.
“Bravo, dünyanın en orijinal şeyini anlatmışsın paragraflarca(!)”
“O” insan
İstedim ve yaptım, bu beni ilgilendirir.
…
Blog macerama esas başlangıcım bu yazı oldu. Sağında solunda eksik ve beğenmediğim pek çok şey bulacağıma eminim ama olduğu gibi yayınlamak istiyorum. Yapmak istediğim şeyi erteleyip daha iyisini yapmak için debelenmek ve sonunda yapamamaktan çok çektim. Dağınık kalsın. Umarım “yeterince iyi” olmuştur ve keyif alabilmişsinizdir.
Zamanla daha iyi yazabilmeyi umuyorum.
Okuduğunuz için çok teşekkürler, eğer fikir beyan etmek isterseniz yorum kısmından veya başka kanallardan çok da mutlu olurum.
Kendinize iyi davranın, görüşmek üzere.
Emre.

Büks için bir cevap yazın Cevabı iptal et