08.11.2024/Poke q&a

5–8 dakika

Soru: Hayatınızda mutlaka bulunması, var olması gereken beş şey nedir?

Başkalarınca:

  • Su, Yüz yıkama jeli 😊, Saç şekillendirici 🥲some curly hair problems, Temiz kıyafetler, Para.
  • Sağlık ve para 😄.
  • Kız neşem, İçimdeki çocuk, Sevme ve sevilme isteğim, Güzel ve basit şeyler(yemek, gezmek, filmler, müzik,muhabbet, aşk, sex), Annem. Bonus, Arkadaşlarım :):):):). Sexten sonra annemi yazmak biraz kötü hissetirdi ayıp olm ayıp. Kdkfkd.
  • Müzik, hareket, yenilik, gelişim ve ŞEVK. hiç insan falan yazmadım ben sağlık mağlık jdjdj. neyse hareket sağlık getirir zaten de insan düşünmedim zaten default gelir diye dkdk.
  • Kendime ayırabileceğim vakit, tutku (hobilerime, partnerime, hayata), bir takım enstrümanlar, kalem, kahve.
  • Sağlıklı bağlar, tutkulu hobi, umut, alkol, para.

Bence:

Soruyu sorarken herhangi bir yönlendirmede bulunmak istemedim. Herkes aklına ne gelirse sallasın, isterse düşünsün ve daha rafine cevaplar versin istediğimden. İlla ki hayat gerçeği gözetmek de gerekmez, burada verdiğimiz cevaplara göre hayatımıza kısıt veya imkan tanınmayacak elbette, arkadaşlarımı daha bi’ tanıdım ama, hoş oldu :).

Sıralaması şudur diyemem fakat aklıma ilk gelen “arkadaşlar ve sevdiklerim” oldu, bu soru ilk bana geldiğinde. Ben; yolumu sık sık kaybeden, sürekli anlık heveslerince kandırılan, kimi zaman yaptığı işin hakkını gerçekten verebilen ama çoğunlukla bu hevesi geçince ortadan kaybolan, kendi halinde ve kavga-gürültü sevmeyen, keyif aldığı şeyleri etrafıyla paylaşan, çevresini gerek kendi keyifleri gerek onların keyifleri için harekete zorlayan biriyim. Paylaşmak, aynı histe ve yerde bulunmak, aynı gözle bakmak, bana yaşadığımı hissettiren şeylerden bazıları. Bunları da sevdiklerimle yapabiliyorum. Bunu yapabildiğim insanlara çok coşuyorum. Hayatın manasını onlarda buluyor ve farkettiyseniz burada da genellikle bir arkadaş ağı ve çevresinde geziniyorum yazılarımda. Bir şekilde bunu okuyorsanız siz bile arkadaş. Uzatmayalım, arkadaşlar, olmazsa olmazlarımın top 5’ine rahat girerler cümleten.

Sonrasında “müzik” olur muhtemelen ikincisi. Bilinçli tüketiciyim diyemem, notadan ve müziğin yapısından falan da öyle anladığım söylenemez ama onsuz bir hayat hayal etmek istemiyorum. Beni ürperten, vücudumdaki tüm kılları “hazır ol”a geçiren, ağlatan, güldüren, dinlendiren, düşündüren, anlayan, anlatan, beni fiziksel ve ruhsal olarak her yönden tek başına bu kadar etkileyebilen başka bir şey yok sanırım. En gürültülü, keyifli, hüzünlü, sakin, her anımda müzik var. Olmadığı bir dünya hayal edemiyorum. Bu kısma bir kaç kayıt atacağım. Bunlar ilk aklıma gelenler, beni de ruhumun en derinlerinde dahi titretenler, daha saysam sabaha kadar da sürerler.

https://youtu.be/wsc-XsSVqWY?si=N5CgmyI7zz7I7-0Q
https://youtu.be/pCQDJQZh_UE?si=UV7C8blHUkyhLtk7
https://www.youtube.com/watch?v=ERD4CbBDNI0
https://www.youtube.com/watch?v=oWapvpauBGo
https://www.youtube.com/watch?v=P_XguuxLo10&t=691s
https://www.youtube.com/watch?v=C0_sN4QwgSA
https://youtu.be/GJVWEstu_lM?si=NfiKHygQgcgEmvVd
https://youtu.be/hpNtME-e0XY?si=MiqhnLSWbcdIFwaT
https://youtu.be/sjN-NGsRg9g?si=gXfjrb4AglHnR8tS

Ne kadar adil bilemiyorum ama burada “görsel sanatlar ve el işçiliği, zanaat” demek istiyorum. Fotoğraf, resim, dizi, film, heykel, modelleme, sonrasında daha ne eklenebilirse. Sanat genel olarak hayatımın orta yerinde yer alıyor. Çok sevdiğim bir arkadaşımın dediği gibi; “sanata bayılıyorum genel”. Günlük hayat akışımda, işte veya yürürken bir yere, durduk yere aslında temelde, aklım bir şekilde kayıyor tükettiğim sanatsal işlere. Bir bakmışım ordayım. Birilerinin emeğinden ve aklının balından kendime keyif çıkarıyorum, hayatıma enerji devşiriyorum. Gerçekten nefes almaya dahi enerjim olmadığında sanatın dalları beni tutuyor düşerken. Sarıp sarmalıyor, kökleriyle beni besliyor. Onlarsız bir hayat düşünemiyorum. Bazen “Nessun dorma”, bazen “Portrait of a Lady on Fire”, bazen “Şirinler”, bazen “Deniz Tekin”, bazen “Marta Syrko”, bazen …

Bugün iş çıkışı Bostanlı Sahil gezdim bisikletle. Rüzgarlı ve kara bulutlu, güneşsiz ve bol rüzgarlı bir sonbahar-kış günbatımı. Günlerdir bu yazıyı kafamda bitirmeye çalışırken aklımda canlanan şeylerden bir dizi şu oldu; güzel yemek, güzel müzik, güzel kadın. Müzikten bahsettim, yemekten bahsedebilirim, “Kadın”dan bahsedeceğim.

Küçüklüğümden beri çevremde daha iyi anlaştığım kişiler genelde, klasik söylemle, hanımefendiler oldu. Her birinin yönelimine hakim değilim ama hemcinslerim dışında kalan insanlar desem belki daha doğru ifade etmiş olurum. Cinsiyetçiliğin sınırlarında geziyoruz. Elbette yakın çevremde hemcinslerimden kimseler de var ama çoğunluk kadınların hakimiyetinde. Genelleme sırası kadınları; onlarla anlaşması daha kolay, onlarlı yaşam daha kolay ve iletişim çok daha keyifli, herhangi bir şeyi paylaşmak çok daha tatmin edici, daha derin, daha destekleyici, daha anlayışlı, daha özenli, daha güzel ve çekici buluyorum. Bu başlık aslında biraz arkadaşlarlar başlığının da kıyılarında gezip belki içerisine bir şeyler katıyor. Çevremde bulunan insanları iyi seçmeye ve kıymetler biriktirmeye, onlardan öğrenmeye ve ilham almaya, onlarla huzur bulmaya ve hayatı paylaşmaya çabalıyorum. Genelleme sırasıydı malum, kadınları erk*klerden çok daha kaliteli buluyorum. Daha çok saygı duyuyor ve önemsiyorum. Kadının kendi gibi var olduğu, buna alan ve imkan bulduğu her yer, her şey güzelleşiyor. Çok özetle bu belki.

Bi de tabi,

Kadınlar çok güzeller. Geçenlerde popülerdi, “ChatGPT’ye sordum beni tanıdığın kadarıyla görselleştir”. Ben çok aktif kullanmıyorum, AI yazılımları ile görsel üretimi için prompt yazdırıyorum genelde falan ama yine de yaptı bir şeyler. Bir bakıma içerisinde var ama eğer doğru düzgün bir çerçeve oluşturulacak olsaydı, evrensel küme Kadınlar olabilirdi. Ben güzel insana bayılıyorum. Güzel görece elbette, bana güzel kimi zaman; bir saç, bir kaş, bir göz, bir dudak, bir kulak, bir burun, bir yüz, bir bacak, bir göbek, bir el, bir ayak, bir meme, bir kalça, bir labia, bir diz, bir dirsek, bir bilek, bir duruş, bir bakış, bir gülüş, bir ses, bir söz, bir hal, bir tavır, bir enerji, herhangi bir şey ve/veya şeyler. Güzel bulduğum şeye saatlerce bakarak, dinleyerek, hayal ederek, iç geçirerek izleyebiliyorum sanki dünyanın en güzel günbatımında denizler veya dağları seyredip ferahlar gibi. Bu başlıkta “güzel” kastı kadın, fakat esasında hayatta güzel bulduğum kimse, müzik, sanat, yemek, içmek, seyir, doğa ve her ne ise onunla geçirdiğim her vakit bir ömre değiyor. Bu başlıkta kadın dedik, her bir güzel insana, her bir güzel kadına müthiş bir hayranlık. Yüce bir tapınma hali belki. Teşekkür.

Kadın milleti, benim hayatımın olmazsa olmazlarından biri.

Son başlık zorladı beni seçim ve süzüm açısından. “Doğa ve kendine ait alan-zaman” diyeceğim. İkisi yer yer birbirinden ayrı ama çoğunlukla aynı yerlerde geziniyor. Evimde, odamda bir kendine ait zaman da bunun içerisinde, sahilde veya dağda geçirdiğim vakit de (burda “-de” acaba “-te” olmalı mıydı diye çok düşündüm ama uykum var ve böyle salıyorum, siz doğrularsınız umarım).

“Kendine ait bir oda”, Virginia Woolf ablamın kitabı. Burada anlatmak istediği ve tarif ettiği izolasyon, bu alan ve zaman her insanın ihtiyacı. Kişisel gelişim, hayal, hobi, dinlenme, dinlence, okuma, izleme, aklınıza gelebilecek tüm eylemler hem tekil hem de çoğul mümkün. Fakat tekil deneyim farklı bir şey. Bunları çoğul gerçekleştirdiğinizde başka kişilerle kümülatif bir yığın elde edebilir ve paylaşabilirsiniz bir şeyleri. Tekil bir deneyimden, kendi kendinelikten yola çıkarsak ulaşacağımız yer fazlasıyla özgün ve bireysel, daha bizce, daha özgür ve bağımsız, keyfi, hesapsız ve sorumsuz. Bunlar çok gerek. Her şeyi darmadağın etmek kimseye hesap vermeden ve sonra bundan bir şey yaratmak, toparlamak, bir şeyleri atmak, kendi yolunda ve kimsenin yoluna çıkmadan, sadece kendin olunca mümkün. Beni besleyecek, büyütecek, bana öğretecek, beni üzecek ve mutlu edecek, bana iyilik ve kötülük edecek insanlar, arkadaşlarım olmazsa olmazlarım. Ben, bana ait zaman ve alan da yine.

Kendine ait bir oda. Buna tüm kalbimle katılıyor ve inanıyorum. Bu ihtiyacım için de, her nerede olursam olayım kendime bir alan yaratmaya çabalıyorum. Hiç bir şey bulamazsam kafamın içerisine yöneliyorum. Bir uç örnek, askerlik hizmeti öyle pek izolasyon sunmaz insana. Sıçarken dahi yalnız kalamazsınız. Belki nöbet hallerinde ara ara. Kendime izolasyon yaratıp ortamdan uzaklaşabildiğim tek biçim, duşta kulaklarıma ellerimden havuz yapıp suyla doldurarak su sesi dışında hiç bir şeyi duymamak ve gözlerimi kapatmakla olabiliyordu bir kaç dakikalığına. İmkanlar ne sunarsa o şekilde kendime bu şahsi alanı yaratmaya çalışıyorum, hayli elzem.

Doğa da nitekim benzer biçimde bir ihtiyaç. Dağlarda yürüyüş, denizde yüzüş, rüzgar yalaması, yağmur sarılması, günbatımı veya gün doğumunda güneş selamlaması. Ruhumu seyreltmek, biraz olsun dinlendirebilmek için çok yardımcılar. Bulunduğum yerde yine hangi imkanlar varsa onunla iş birliği içerisinde bu ihtiyacı da karşılamaya çabalıyorum. Bu ihtiyacı kimi zaman arkadaşlarımla, çoğunlukla da kendim karşılıyorum. Odamı seviyorum, doğayı seviyorum, kendimle ve arkadaşlarımla. Olmazsa olmazlarımla.

Olmazsa olmazlar, bugün böyle oldu, bitti.

Yorum bırakın