Gecenin bir yarısı bu soru alev oldu aklımda ve mecburen aylar sonra buraya yazmaya koyuldum. Beni nereye götürüp bırakacak ben de bilmiyorum, hiç bilemedim.
Tek bir hayat var, peki.
Eğitimciler, insan kaynakları yöneticileri, psikiyatristler ve psikologlar bunlarla ilgili çok şey söyleyebilirler elbet ama bir şeyleri bilmek ve bunları davranışlarına katmak ne zor iş…
Farkındayım, hayatım geçiyor ve her an bilmediğim anda kapımı çalacak olan sona yaklaşmaya devam ediyorum. Yine de yanlış bildiklerimi yaparken kendimi bu pozisyonda bulmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Dirayetimle ilgili kendimi suçlamalarım mütemadiyen devam ediyor. Bu neyi çözüyor? Suçluluk hissi bende bir şeyi çözmüyor. Çözse, “bir bok olurdum” ve bana olamazsın diyenleri haksız çıkarırdım bir noktada kendi terazimde.
Canım sürekli bir başka şeyle uğraşmak istiyor. Sıkılıyorum çok çabuk. 31 yaşıma geldim, hala ufak bir çocuk gibiyim. Küçüklüğümde söyledikleri hep “ne olgun çocuk yaa, valla büyümüş de küçülmüş” idi. Şimdi bu halime bakınca çok komik geliyor.
Kişisel travmalarım, yaşananlar, izlediğim ve dinlediklerim, okuduklarım, insanlarla sohbetlerim ve dinlediklerim, her neyse beni bugün ve aslında her zaman, hiç bir şeyle alakalı sabit tutmayan; asla da tutmayacak belli ki.
N’apıcam? Gerçekten hiç bir fikrim yok.
Kendimi birine mi adamalıyım? Keyiflerimden birine mi odaklanmalıyım? Maddi imkanlar için kendi isteklerimden daha mı çok ödün vermeliyim? Başkalarının düşüncelerini önemsemeli miyim? “Normal” biri mi olmalıyım? Büyümeli miyim? Köyüme dönüp çiftçi mi olmalıyım? Zamanında vazgeçtiğim memuriyet ve akademisyenlik yoluna geri mi dönmeliyim? Daha medeni bir yaşam için göçmeli miyim? Artık gidip uyumalı mıyım?
Kendimi ikna edebiliyorum aslında bu ve arkasından gelebilecek milyonlarca sorunun cevaplarına. Kafamda hepsine ait bir kaçış yolu var. Bu da demek ki zaten aslında ne olacağına ve yapacağıma dair bir fikrim yok.
Kaçıyorum sürekli bir şeylerden. Kabullenemediğim “gerçekler” var. İnsanların hayatlarının normal akışında aksamadan yapabildikleri pek çok şey, benim için hiç yoksa çok zaman alıyor. Bazılarını midem kaldırmıyor. Daha iyi mi oluyor? Manasız bir soru.
Bir şeyleri, bir şey olsun diye yaptığım olmuyor mu? Tabi ki oluyor ama çoğunlukla 15 dakika sonra ne yapacağıma dair fikrim olmadığı için öyle uzun vadeli planlarım çok çok nadiren tutuyor. Şu yazıyı yazarken bile kaç defa kalkıp saçma sapan ve şu an hatırlamadığım şeylerle uğraştım bilemiyorum.
Aynı şeylerden sürekli bahsedip, konular etrafında çemberler çiziyorum. Dünya’nın benim bu yazdıklarıma ihtiyacı var mıydı? Yine manasız bir soru.
Bir şeylerin ipleri elinizde gibi hissettiniz mi hiç? Ben sanki etrafımda hep yüzlerce ip varmış da, bir köpek gibi hangisi o an dikkatimi celbederse onun peşinden koşuyor gibiyim. Hayatıma dönüp bakıyorum; saçma sapan, müthiş vakit kayıplı, yer yer güzel, çoğunlukla dikkat dağınıklı, kimi zaman ağlamaklı, hiç yoktan bazı bazı da şanslı, bol sakarlıklı ve kazalı, travmalı ve başkalarına travma yaratmalı, garip bir zaman aralığı.
N’aapcan?
Yazının başına, bu soruya bir cevap bulurum veya size aydınlık bir yazı yazarım diye oturdum dersem yalan söylemiş olurum ki yalan elzem bir şeydir zaman zaman. Şimdi değil.
Yine bir şeyler deneyecek gibiyim. Belki yurtdışına kırıp rotayı, orada bir yaşam kurmak için tırmalamak daha makul. Mesafeler en yakında bile aşılmaz olabiliyor. Uzakta da bir bakmışsın yanıbaşında bazıları. Zor olan burada da zor, şekli farklı. Şunu biliyorum; insan hangi şartta olursa olsun, her şeyden şikayet eder. En azından ben ederim, hiç durmam. Belki gerçekten köyüme dönerim. Kuruyemişte para var diyorlar. Zannetmiyorum ama belki beni çekecek ve çoğunlukla uyuştuğumuz bir hanımefendi denk gelir. Bir bakmışsın dünya cennetmekan. Fantezi nihayetinde, kilit vuran mı var?
Attım içimi, yine bir yere bağlanmayan ve içi boş bir yazıyı fırlattım internetin bir köşesine. 32’ye kadar ölmezsem, yerimde durmayacağımı biliyorum. Gelişmelerin ne olacağını, elimdeki bu hayatla n’apacağımı bilmiyorum. İsterseniz, birlikte görelim.


Yorum bırakın