3–4 dakika

Koca bir veri yığını, diğer her birey gibi, kendine has. Bu özgün bilgi dağarcığı bir gün bitecek elbet, bunu seçmek.

Yaşadığım hayatın her anı, çeşitli sorulara veremediğim ve anlamlandıramadığım, şekillendiremediğim, sindiremediğim bir mücadele alanı. İnsan bunca koskocaman ve küçücük bir varoluşun içerisinde zaten nasıl kendine yer bulabilir? Ben çok güçlük çekiyorum.

Evren, evrenler, galaksiler, yıldızlar ve gezegenler, zaman, fizik, kimya, biyoloji, dünyalar, doğa, sosyoloji, felsefe, zihin, hücrelerimiz, hücre içi, atom, atomaltı, hiçlik ve her şey. Hiçbir zaman ve her zaman, aynı anda.

“Yaşam” bir şekilde “varoldu”. O zaman başlayan basit kimyasal reaksiyonlar, bugün beni ben yaptı. Beni oluşturan veri setinin ilk satırları o gün yazıldı. Aslında hepimizin hikayesinin başlangıcı aynı. Bir yerden çıktık ama çok başka yerlere dağıldık. Başkalaştık ve çok çabuk çeşitlendik. Her cins hayvan ve hatta ot belki, geçiyorum insanı. Benden bir tane daha varolmadı, olmayacak. Genlerimin ilk satırları aynı olsa da sonu sizden hayli farklı. Ben mevcut aklımla son satır olmayı da seçiyorum. Yaşam benim üzerimden devam etmese de olur. Bu düşünce ile barışığım, ötesi, istiyorum da. Bunca milyar yıllık bir dizi, benimle sona erecek. Tadında bırakalım. “Yaşam” yolunu bulmak için elbette bana ihtiyaç duymuyor. Bir gidenin yerine, beş tane zaten geliyor.

Yine de düşünmeden edemiyorum. Benden önceki onbinlerce varlık, bunca yaşanmışlık, yürünmüş yollar, alınmış kararlar, hikayeler. Dinozorlar yok olurken yeraltında hayatta kalmaya çalışan atalarım ve onların hayatta kalma çabaları geliyor yokluyor bazen. O, genlerini yaydığı ve çoğaldığı gün, yaydığı genlerinin benimle son bulacağı bilgisi onda artık her ne çeşit bir canlıysa, hayal kırıklığı yaratır mıydı acaba? Ben olduğum için değil, onun da temsilcisi olduğu bir grubun son halkası olmam, son düşüncesi, yok oluşla yüzleşme.

Her birimizin her öncülü ve yaşanmışlıkları zaman diskinde kayıtlı olmalı bir şekilde. Ben bazen genlerde de o yayılım anına kadar olan anı, deneyim ve travmaların da yazılı olup aktarıldığını düşünüyorum. Tek hücreli atamdan, at üstünde ok atanına, her birinin yaşanmışlıkları, ümitleri, düşünceleri hatta. Bir şekilde bana aktarılan ve beni ben yapan şeylermiş gibi. Ben elbette benim. Özgün ve biriciğim ama bunca varlığın da senteziyim, çıktısıyım hatta. Son ürün olmak için fazla kusurlu ama nihayetinde, bence biraz daha özenirlerdi benim son temsilci olacağımı bilseler, bana verecekleri genler için. Sağlık olsun.

Kişisel değersizlik hislerimden burada da kaçamıyorum, tabi ki. Bu hisse teşne olmamın sebebi de geçmişteki bir atamın ilk defa kendini değersiz hissetmesi, bunu bize aktarması olabilir mi? Yaşadığım hayat ve kendimce yüklediğim anlam bağımsız, belki de demek geliyor içimden. Suç ise eğer bu, başkasına atmak gibi değil de, ya öyleyse gibi bir düşünce akışı sadece.

Kendini son nokta ilan etmek, bu duruş ve hal çirkin bir ego beslemesi yüzünden mi? Kendi kuytu köşelerimde çok şey konuşuluyor içimdeki benler tarafından, elbette bunların neredeyse hiçbiri hayatımda gerçeğe dönüşmüyor filtrelerimden sızıp. Kimilerini farketmiyorum, kimilerini ise tutamıyorum. Bu da belki öyle, bilmem. Ama diğer yandan, durup bu dağın tepesinde gündoğumunu izlerken, sabah nemiyle birlikte sis yayılmış ufak, uçsuz bucaksız bir coğrafya, renkler tutarken elimden sıcak bir esinti sarılıyor vücuduma, her şey doğru geliyor. Olması gereken bu, doğal sonuç, olacak olanlar olacaklar, sen bağımsız.

Bir nefes alıp gözlerinizi kapatın. İsterseniz sizi rahatlatan enstrümantal bir müzik açın. Tüm var olan gezinsin zihninizde. Büyük patlamadan, olası evren sonlarına. Zamanın oraya mühürlenmiş her bir anı, herkesin ve her şeyin biricik hali, her yaşananın tekrarsızlığı, farklılıklar ve benzeşmeler, keyifler ve hazlar, anılar ve anlar. Her şey, aynı anda gezinsin damarlarınızda ve sinir uçlarınızda. Her bir öncülünüz, olacaksa da sizden sonrası. Parçası olduşunuz hikayenin akışı, sizin yazdıklarınız ve yazacaklarınız. Düşünsenize, son sizsiniz. Bana çok tuhaf ve doğal geliyor aynı anda. Hem goldolda aşağı düşerken olduğu gibi içim yükseliyor hem de huzur veriyor. Aksi ihtimal korkutuyor hatta, anormal ve doğaya aykırı geliyor. Ergenlik zamanlarımda çocuklarım olduğunu hayal ederdim, şimdi bu günler ne kadar yabancı geliyor. Belki yine öyle, bu günler yabancı gelecek. Kim bilir, kalan günlerim bana neler gösterecek…

Mesai aramdaki molada, aklımda bunlar geziniyor.

Yorum bırakın