6–10 dakika

İnsanların bencilliğini kabullenememiş, bu bilginin yükünü sırtlanamamış ve bununla yaşayamayan biri olmak beni mütemadiyen üzüyor, kırıyor.

Düşüncesizlik, umursamazlık, farkındalıksızlık, …

Kendimde farkında olmadığım ne türden bencillikler var acaba arayışı, sürekli. Abi bi’ de yani bencillik lazım değilmiş gibi konuşmayalım, gayet ihtiyaç da bir yandan. İyi veya kötü demeden insani ve kişisel ahlaki yandan, biraz uzaktan niye bakıp konuşmuyoruz da hemen atfediyoruz? Belki gün içerisindeki örneklerden ve onlara içerlemeden.

Kafa karışıklıklarını ve düşünce toparlayamayışlarımı bir kenara atmaya ve ne diyeceğimi anlamaya çalıştığım anlar, sakin. Derin nefes burundan, alerjim izin verirse, devam.

Hayatımın, kasiyerlik yaparak para kazandığım, geçimimi sağladığım bir dönemindeyim. İnsanlarla hayli etkileşimli bir iş haliyle ve bu beni çok zorluyor. Ben kibar biriyim. İnsanlara yumuşak biçimde yaklaşıp sakin iletişim kurmaya çalışırım. İnsanların bir kısmı iletişirken bana benim gibi karşılık verir düzey farklılıkları olsa da, yine bir kısmı aksi yönde. Şu ana kadar her şey normal, mesele benim olaylara verdiğim önemle mi alakalı yoksa başka bir neden mi var, onu yazının gidişatı neticesinde anlayacağız birlikte diye umuyorum.

Benim, benim dışımdaki dünya ile aramda bir kabuk var. Kendimi korumak adına, yaşamımı belirli düzey huzur ve konfor ile sürdürebilmem için oluşmuş veya oluşturduğum farketmeden. Atmosfer aslında basitçe ama bu kabuk kalın bir kabuk değil, dayanıklı hiç değil. Belki basit düzey etkilerden koruyor da diyebilirim ancak. Kerpiç ev gibi belki hatta dayanıklılık ve işlevsellik açısından. “Elden gelen bu” gibi. Mevcut şartlar elverdiğince. Sürekli bir yeniden inşa, bakım ve onarım gerek. Afet yönetim döngüsü gibi. Bu baya ciddi mesai, enerji.

Günlük olarak basit veya zorlu pek çok şey etkileyebiliyor yaşam enerjimi. İnsanlarla olan ilişkimi, onlara inancımı, düşüncelerimi. “İyi” ve “kötü” bu arada, sadece negatif de değil her şey. Pozitife çeken taraf elbette var, ben ama doğam negatife yatkın olduğu için, belki ben kendi bakışımı o yana döndüğüm için, negatifleri daha su üzerine çıkarıp onları görüyorum. Bunu da değiştirmeye çalışıyorum esasında. İnanmazsınız, baya yol almış halim bu.

Bomboş şikayet edeceğim şeyler esasında hiç orijinal değil. Gün içerisinde siz de kendi hayatınızdan onlarca benzer şey yaşamış, bunlardan çok daha fazlasını sineye çekmiş olabilirsiniz. Bir yarışma ve ağlaklık üzerinden değerlendirme değil amacım, bunların bende açtığı yeni yollar ve vardıkları yerdeki manaları üzerine bir macera yaşıyoruz şu an. Ben de sizinle keşfedeceğim.

Alışveriş yapılan sepeti/arabayı işlem sonrası olduğu yerde bırakmak. Alınıp kasaya getirilen ürünü kasada vazgeçerek bırakmak. İşlem için hazırlık yapmamak ve işlem sırasında insanları çeşitli nedenlerle bekletmek. Sıradaki diğer insanları umursamaz tavırlar. Yersiz agresif hal ve nihayetinde çevreye fiziksel ve psikolojik zarar. Sıraya kaynamalar. Kendi sırası değilken işlem arasına girerek sorular sormalar. Sadece kendi işini önemseme ve diğer insanları, işlemleri umursamama. Engelli insanları görmezden gelme, umursamama, kötü davranma. Çalışan ve diğer insanlara bilinçi saygısızlık. Nezaketsizlik. Bir sürü bir şey daha, ne bileyim.

Bugün misal. Bir müşteri, reyondaki arkadaşlarca yanlış yere yerleştirilmiş bir ürünü orada bulunan fiyatı görüp aldığını belirtti. Kontrol ettim, doğru görmüş. Etiketi getirdim ve durumu açıklayıp fiyat farkını fişinden düşeceğimi söyledim. Ben durumu açıklarken yok yere tartışmayı sözlü kavgaya dönüştürdü. Bu esnada sırada insanlar birikmeye başladı. Ben sakin olmasını isteyerek, zaten istediği fiyattan ürünleri geçeceğimi, sadece neden böyle bir durumun yaşandığını açıkladığımı belirttim. Açıklama istemediğini, ürünleri o fiyatı görerek alacağını, hata yapmamamız gerektiğini yüksek ses ve jestlerle belirtti. Ben de açıklama yaptığım için özür diledim, tekrar zaten gördüğü fiyattan ürünleri vereceğimi belirttim, sırada bekleyen insanları daha fazla bekletmemek ve yeni kasa açması için arkadaşımı çağırayım ve sonrasında sizin işleminizi yapalım dediğimde ise müşteri patladı. Ürünlerin hiçbirini istemediğini çeşitli yersiz sözlerle belirterek bağıra çağıra çıktı. Gayet sakin biçimde ve tane tane yardımcı olmaya çalışmama rağmen yersiz, manasız, hiç yoktan gerildik oradaki 6-7 kişi.

Yine bugünlerde. Kasa çevresi çok geniş alanlara sahip değil. Üç kişi alışveriş arabasını orada bıraktığında hemen tıkanıklıklar oluşabiliyor. Tekerlekli sandalye ile ulaşımını sağlayabilen bir müşteri geldi yoğun bir zamanda. Öncesinde ve sonrasındaki müşteriler o kişiyi göre göre araçlarını orada bıraktılar. Yoğun zamanlarda kasayı terk edip araçları bulunduğu yerden araç bölgesine götürebilecek durumumuz olmadığı için insanlardan rica ediyoruz en azından kapı dışına bırakmaları için fakat bu durum sürekli yaşanıyor. Engelli birey, göz göre göre insanların araçlarını bıraktığı yerden geçemeyince döndü, çok haklı olarak, “şimdi ben buradan nasıl geçeyim?” diye sordu. Özür diledik, araçları kasayı terk ederek toparladık ve dışarı çıkardık. Müşteri arkasındaki insanlar cıkcıkcık sesleri ile araçlarını bırakan insanları yargıladı. Engelli müşteri çıktı. Arkasındaki “cıkcıkcık” insanlar yine araçlarını bırakarak marketi terk ettiler.

“Hoşgeldiniz, başka bir ihtiyacınız var mı, iyi günler” söylemlerine kayıtsız insanları saymak gerekir mi? Bilemiyorum. Parayı üzerimize atanları? Önünde bir kişi varken yeni kasa açmamızı isteyip, mevcutta yeterli personel olmamasından ötürü kasa açamadığımız için aldığı bir araba ürünü orada bırakıp bize bağır çağır marketi terk eden insanları. Terlik, pijama, çarşaf, iç çamaşırı, battaniye gibi paketli ve askılı ürünleri deneyip, paketinden çıkarıp yere ve ortalığa atıp reyonu komple dağıtıp giden insanları. Bu giyim kuşam reyonlarını dağıtıp ürünleri birbirine dolarken içlerine meyve, sebze, et ürünleri bırakıp onların çürümesine neden olan insanları. Ürün fiyatlarını kasiyerler olarak ciddi ciddi bizim artırdığımızı düşünüp bize çıkışan insanları.

İnsanlar kötü gün geçirebilir. Yorgundur. O gün her şey üstlerine gelebilir. Düşünememiş olabilirler. Akılları başka yerde olabilir. Birileri onlara kötü davranmış ve acısını çıkaracak yer arıyorlardır. Pek çok, gayet insani ve anlaşılabilir haller atfedilebilir bu kişilere. Belki sadece kötüdürler, belki genel halleri düşüncesizliktir. Başkalarını umursamamaktır. Şüphecilik ve komploculuktur. Birileri sürekli onların arkasından iş çeviriyordur. Herkes doğal kötüdür ona göre. Bilmiyorum ki, yani doldurun boşluğu. Yine de, kendimizi konumlayacağımız yer çok kaygan burda. İnsan kolayca sapabiliyor, savrulabiliyor.

İş özeline konuşur gibi oldum ama dediğim gibi, siz de kendi hayatlarınızdan buraya örnekleri doldurun. Hepimizin hayatı, insanlarla etkileşim halindeyse, kontrol edemeyeceği biçimde güçlüklerle geçiyor. İletişim çok zor insanlarla. İnsanlar dinlemiyor. Dikkatini vermiyor. Anlamaya çalışmıyor. Çoğunlukla otomatik pilotta yaşıyor. Durumlara jenerik cevaplar veriyor. Bunlar çalışmadığında endişe, panik, stres, korku, saldırganlık ve pek çok şey çalıyor kapıyı. Bunlar geldiğinde ise anlaşmak hayli güç. Çünkü araya bir sur geriliyor, herkes kendi kabuğuna çekiliyor kendisini korumak adına. Sorular çoğalıyor. Şüphe artıyor.

Meseleleri kişisel almıyorum. Esasında pek çoğunun üzerinde iki dakikadan fazla dahi durmuyorum. Fakat şu var, bunlar çok insani meseleler. İnsan, özünde fazlasıyla benmerkezcil. Bireysel manadan toplum katına çıkıyorum ister istemez. Toplumu oluşturan bireylerin yeterince çoğu, bencillik seviyesini normalin üzerine çıkardığında, toplumsal meselelerin çözümüne dair de adım atamıyoruz. Burada da duramıyorum, bilinen tarihin her adımı seriliyor önüme. Düşünün, her türden durumu. Gelmişimizi, geçmişimizi. Kültürlerin oluşumu, değişimi, etkisi insanlara. İnsanların birbirlerine. Yaşadığımız son 20 küsur yıl, ondan öncesi 15 yıl, ondan öncesi 30 yıl. Ülkemizden çıktığımızda yine ha keza, mevcut vaziyet, gelecek projeksiyonları sosyolojik, politik ve kültürel açıdan. Detaya inmeme lüzum yok sanıyorum, aptal değilsiniz. İnsanlar yersiz, düşüncesiz ve vahşice benciller. Bu insanlar da kalabalıklar. Bir şeylerin iyi olacağına dair ümit beslemek ne derece gerçekçi? Ömür buna sığar mı? Bunları ne kadar düşünmeli, ne derece önem atfetmeli?

Tüm bunlara rağmen “iyiye” gittiğimiz kesin, dönem dönem büyük tökezlesek de. Son 100 yılda iki büyük kitlesel savaş görmemize rağmen. “Medeniyet” iki ileri, bir geri yürüyor çağdaş yaşama. Belki sadece bir rüya. Ahlaki değerler, bilim, kültür, ilerliyor bir şekilde. Ne demekse artık bu. Kendimi optimist bir çerçeveye mi sokmaya çalışıyorum şu an, tüm insani kötücüllükleri bir kenara atıp? İstesem de yapamam ya, neyse.

Bir noktada aklımdaki seli derleyip toplamam, bir düzene koymam gerek. Yazıya devam ederken elli beş ayrı yere bölünüp bambaşka şeylerle uğraştım. Tamamlayıp yayınlamazsam, biliyorum bu yazı çöp olacak. Paylaşmaya ne kadar değer? Gerçekten bilmiyorum, şu saatte de artık çok umursamıyorum. Özür dilerim vaktinizi çaldıysam.

İzole bir hayata özlem duyuyorum. Bir şekilde kendi hayatımı, insanların etkisinden azade tutmaya çalışıyorum. En azından istemediğim insanlardan uzak durmaya çalışıyorum kendime ait zamanımda. İstediğim şeyler tüketip, seçtiğim insanlarla etkileşime geçiyorum. Bu bir lüks, inkar edemem. Yine de seçim. Kaçınılmaz olan şey ama tüm bunlara rağmen, dışımdaki insanların etkisi. İstediğin kadar kaçın, yaşadığın coğrafyayı yöneten, yönetme biçimi, senin “şeylere” ulaşımın ve bunun maddi karşılığı, sokaktaki güvenliğin, diğer insanların ruh hali, kültür, bir sürü, bir sürü şeye etkileri var. Ben de bir parçasıyım toplumun, etkimiz var. İnsan bencilce kendini çıkarmaya çalışıyor kümeden ama neticede aynı torbadayız. Ümitkâr olmak çok güç. Yaşam diğer insanlara her yönden bağımlı, kaçınılmaz. Bir şeyler, istediğin gibi olmayacak, bunu kabul gerek. İçselleştirmek, bununla baş edebilmek gerek. Edemiyorum.

Baş edemiyorum.

İnsanların kendilerini bu derece öne koyarak, diğer her şeye kör kalıp umursamazca hareket etmesini, doğayı katletmesini, geleceğimizi harcamasını, diğer kimselerin hayatını gaspetmesini, çalmasını, öldürmesini, haklarına tecavüzü, en basit durumda dahi saygısızlığı ve tahammülsüzlüğü, saldırganlığı ve nezaketsizliği, göz göre göre haksızlığı ve ihaneti mazur görüp yoluma devam edemiyorum. Kendimde bunların kırıntısını görünce zaten kahroluyorum. Bugünü geçtim, daha ufacık çocukken dahi yaptığım haksızlık ve adiliklerden, kalitesizliklerden hala hicap duyuyor, geceleri uyku uyuyamıyor, kendime katlanamıyorum. Kendimi yüceltmek asla değil niyetim, aynı bok çuvalının içerisinde çeşitli katmanlarda oluşumuzdan şikayetim. Bununla nasıl yaşanır, yola devam edilir, çözmeye çalışıyorum. Kendime bir yol arıyorum.

Yaşamda değer ve değerli gördüğüm şeyleri arıyor, onlara tutunmaya çalışıyorum. Bu kimi zaman bir nesne, kimi zaman müzik, resim, dizi-film, sanat kısaca; kimi zaman bir ve veya birden çok insan, durumlar, yaşanmışlıklar ve anılar. Bu kabuk içerisinde bunların yankısında yaşamda kalmaya, sakinleşmeye, nabzı düşürmeye çalışıyorum. Hayatımdaki dakikaları bu sevdiklerime harcıyorum. İnsanların, hayatın kötülüğü ile başa çıkmanın yolunu ararken kendimi bulduğum tek yer burası. Kabuğumun içeriside, yaşamımda sevdiğim her ne varsa ona sarılmak. Kişi, nesne, sanat, anı.

Vayanasını. Ne kadar orijinal. Bunca lafı bunun için mi ettin? Seni tebrik ediyorum. Koca bir geceyi harcadığım yazı. Bitti.

Yorum bırakın