3–5 dakika

Eşşek değilseniz, hayatınızın bir veya bir kaç noktasında kaybolmuş hissetmişsinizdir diye düşünüyorum.

A bit agresif bir giriş oldu, neyse.

Yol, kendi içerisinde bir amaç da getiriyor. Başlangıç ve varış, yoldaki checkpointler, engel ve güçlükler. Nihayetinde bir veya bir kaç “neden” var ama her şekilde.

Yola çıkarken öncesinde pek çok şey belirleyip anksiyete atakları geçiriyorsunuz siz de benim gibi değil mi? Öyle olmalı, kıskanırım. Fakat yol esasında kendi bilinmeziyle de gelip sizi sezdirmeden kendi sis bulutuna sokuyor. Bir durup, nefes alıp etrafınızı keşfe çıktığınızda ise bambaşka yerlerde bulabiliyorsunuz kendinizi. Hele ki dikkat eksikliğinden muzdaripseniz, eyvah eyvah.

Kayboluşlar.

Unutmalar.

Bulanmalar.

Değişim ve başkalaşım.

Bir “şey” nerede başlar ve nerede biter. Gri hangi noktada artık beyaz veya siyah değildir? Turuncu da kırmızıdan ne noktada çıkar ve sarıya ulaşır?

Değişime, başkalaşıma insanların pek çoğunun keskin biçimde negatif yaklaşımını hem anlıyor hem anlayamıyorum. Rahatsız olduğum değişimler beni rahatsız ederken, bir kısmı da pek tabii rahatsız etmiyor.

Ben artık 15 yaşımdaki ben değilim ama zaten 15 yaşımdaki ben ne demek ki? Hangi gün? Hangi saat? Hangi dakika ve saniye? Bir gün “a” iken ertesi gün “z” olmak, tutarsızlık, dengesizlik. Bunlar çok doğal geliyor bana, sanki olması gereken hatta.

Demek istediğim belirli değerler, manevi anlayışların bam güm değişip insani halinden, tutum ve davranışlarından keskin uzaklaşımlar normaldir değil elbette. Belki normaldir de, bilemiyorum ama o yönlerimde keskin başkalaşımlar, en azından kısa dönemlerde, yaşamadım pek çok meselede.

Misal bu yazıya neden, nasıl, aklımda ne olarak başladım ve nereye geldim? Bu yazdığım cümleyi yazmayı hayal etmiş miydim? Bu akışı? Yazarken kahve yapmaya gittim, soda içtim, tuvalete gittim, üm defa instada takıldım, 5 şarkı dinledim, başka bir meseleye dair aklıma bir şey geldi onu araştırdım, birilerinin hayatına dair gelişmeler öğrendim, bazı kimselere dair yargılarda bulundum, vs vs.

Neticede kaybolabiliyor insan. Bu her zaman da kötü olmayabiliyor.

Ben sürekli bir kaybolmuş hissediyorum. Geri dönüp bakmam gerekiyor. Yola neden çıktım, ne hedeflemiştim, neleri öngörmüştüm, neler beni yoldan çıkardı, hangi zorluklara yenildim ve hangilerinin üstesinden geldim, neticede neredeyim ve ne şekilde o yolun sonuna varabilirim. Hatta çoğunlukla, acaba yolun sonuna varmak gerçekten de gerekli mi düşüncesindeyim.

Benim deneyimlerim hep, yoldayken öğrendiklerimle fikir ve düşüncelerimi tekrar tekrar elden geçirmek üzerine. Sürekli değişiyorum, başkalaşıyorum, karar değiştiriyorum, yolumu değiştiriyorum ve tabi ki varış noktam değiştiği için de rota mütemadiyen yeniden hesaplanıyor. Yaşadığım hayatın absürtlüğü bana bu yüzden de doğal geliyor.

Anlam benim için hep çok muğlak. Bir mücadele, yorgunluk. Kovalamaca ve yakaladım anında yeni bir macera.

Ne ara buraya geldim, 30 yaşımdayım. Ne ara yaşadım bunları?

Unuttuğumu farkettiğim şeyleri unutmuş olduğum gerçeğini kabullenemiyorum. Onları henüz yaşamıştım abi, ne ara?!

“Farketmeden” etrafında geçiyor hayatım.

Yaşadığım şeylerin pek çoğunu hayal dünyamda kurmamıştım. Elbette yola çıkarken hayal ettiklerim de başıma gelenler olmadı çoğunlukla. Önüne geleni yemek makbul gibi de biraz. Bu derece bir misafiriyet şart mı? Bilmem? Böyle yaşamayanlar da vardır. Ben kendi hayatıma misafir gibi de hissetmedim hiç bu arada. Belki önüme gelenleri yemekle ilgili problemi olmayan, yemek seçmeyen bir “aç”ımdır sadece. Şikayetsiz değilim de asla, sadece olduğum hal bu olabilir.

Yola çıkmadan bir amaç gütmek, hedef belirlemek, zorluk öngörmek, kendini hazırlamak ne kadar temel ve makbulse; yolda karar değiştirmek, başka yöne sapmak, zorun etrafından dolanmak, kaybolmak, öğrenmek, yeni açılardan bakmak ve hatta yoldan caymak da bir o kadar olması gereken ve makbuldür bence.

Sanki yine bomboş konuşup, hiç bir taşı yerinden oynatmadığım bir yazı oldu hissim var. “Hmm.. Evet. 2×2=4 demiş. Peki.”

Neyse, havada kalmasın benim için de yazı, yoksa paylaşmadığım onlarca yazıdan biri daha olup unutulacak.

“Yol” bende; öngördüğüm ve öngörebileceklerimin ötesinde, kendi bilinmezleri ve ihtimalleriyle birlikte gelen, kayboluşlarla dolu, öğretici, başkalaştırıcı, değişken, süreğen, bitmeyen bir macera. Tek değil, pek çok ve aynı anda.

Yaşamak çok güç, bilinmez ve anlamlandırması imkansız bir deneyim. Elde sonsuz yaşam olsa dahi bir şeylere yetişmek, her şeyi denemek, her şeyi tatmak, yolun sonuna dilediğin gibi ulaşmak mümkün değil. Elbette kadere boyun eğmek de nahoş benim gözümde. Her zaman bir başka bakmak, imkanları değerlendirip eldekiler ölçeğinde belki var olanla yetinmek, daha iyiye de çaba göstermek, bir şeyler için uğraşmak ve yeni zorluklara da bir öncekiler gibi sakince göğüs germek ve buna devam edebilmek, direnmek gibi doğru olan. Karıştım, kayboldum yine.

Şikayet etmekten geri durmadan yolda yürümeye devam.

Bu yolu daha önce kimse yürümedi, kimse de yürümeyecek. Ben olmayı sadece ben biliyorum ve ben bileceğim. Neticede kendi vicdanımın yargısına teslimim. Doğru bildiğini okumaya, değişmeye, tutarsızlığa, başkalaşıma, öğrenmeye, ağlamaya, acımaya, gülmeye ve önüne ne gelirse onu yemeye devam etmeli bir hayat.

Tekrar denemeliyim, her gün, yarın yeniden.

Yorum bırakın