4–6 dakika

Ne istediğini bilmek ile ilgili hep anlayamadığım, empati yapamadığım, kafamda oturtamadığım şeyler oldu. Ne istemediğini bilmek ile ilgili kendimi daha rahat hissettim sanırım büyük çoğunlukla. İstemediğim şeyleri yapmadığım manasına gelmiyor tabi ki bu, sadece bunu istemediğimle ilgili bilincimden bahsediyorum.

İnsnlarda da hep çok beğendiğim bir şey oldu, ne istemediğini bilmek. Çok hayran oldum böyle insanlara. Kendi doğrularınla yaşamak, istediğin konusunda bulanık görüşe sahip olsan da istemediklerinde berrak su gibi olmak. En son Deniz vurdu beni böyle, Deniz Tekin.

Uzunca zamandır Deniz Tekin ile ilgili bir kaç şey yazmak, üzerine düşünmek, hislerimi yazıya dökmek istiyordum. Deniz, ticari müzik yapmak istemediği ile ilgili bir beyanda bulundu ve maddi kazancını bu tip bir iş ile şekillendirmek istemediğini net biçimde belirtti bir kaç gün önce. Bu demek değil ki Deniz Tekin müziği bıraktı, sadece ana gelir kaynağı bu olmayacak, belki gelir kaynağı olarak başka bir iş kendine seçecek ve hayatının geri kalanında keyfince işler yapıp, müziğini daha maliyeti düşük bir prodüksiyon ile gerçekleştirecek. En azından benim anladığım bu.

Spotify’da “arkadaş aktivitesi” bölümünü ne kadar takip ediyorsunuz? Ben arkadaşlarımın dinlediklerine sıklıkla bakıp, onlara kulak misafiri oluyorum. Neyi aradıklarını, ne hissettiklerini, şarkıların yükünü anlamaya çalışıyorum. Bir sürü de şey keşfetmişimdir muhtemelen orada dinlediklerimden. Bunların bir kısmı da Deniz’den. Bazen kendi şarkılarını dinlediğini de görüyorum, belli ki aramayı bırakmıyor.

Bir derdi olan insan zaten bunu içinde de tutamıyor. O veya bu şekilde o içerisinden taşıyor.

Deniz ile aramda dört yaş var. Ben, Deniz müziğini paylaşmaya başladığında ergenliğimin son demlerindeydim. Haliyle ateşimin yüksek olduğu dönemi bir miktar geride bıraktığım için büyük bir fırsat kaçırmıştım. Çok isterdim o buhranlarımda Deniz’in sesi ile, bugün bakınca kalitesiz bir kulaklık ve telefon sesinde, uyuyup uyanmayı. Flu TV ile yaptığı yayında kendisinin de liseyi atlatmasını sağlayanın kendi müziği olduğunu söylemişti, çok anlaşılır. İnsanlar Deniz ile kendini yakın hissedebiliyor. Sözleri, sesi, tavrı, vurguları, kendine has hali bir şekilde çok yerli yerinde biçimde ona doğru çekim oluşturuyor. Sanki hep bir tanıdık, yakın, seni anlayan, senle aynı şeyleri hisseden biri. Aslında değil, ama öyle. Ortak yerlerde buluşabiliyor olmanın büyüsü çok etkileyici, hele ki böyle insanlarla.

Ki bu insan sadece şarkılarından ibaret bir insan da değil. Düşüncelerini paylaşan, sözünde geri durmayan, doğru meselesinde burnunun dikine giden de bir kişi. Birini düşünürken, onu her manada değerlendirirken artı ve eksileriyle, kendi bakış açımızla, pek çok negatif ve pozitif bulabiliriz. Ben Deniz’de pozitif için hep çok şey buluyorum. Kendi hayatım, bakış açım, değerlerim için de bu önemli. Deniz önemli. Ben aslında onun için hiç biri ile herkes arasında biri. Arkadaşı da değilim, düşmanı da. Bunun ehemmiyeti de yok yine, Deniz önemli. Olmalı, varolmayı istediği biçimde. O, seçtiği biçimle olmalı. Kalıba sığmak istemezse de o şekilde varolmalı. Nasıl isterse. Aslında daha önemlisi, nasıl istemezse.

Bazı anlar var, içimde şimşekler çakıyor, kıvılcımlar saçılıyor, alev alev oluyorum. İnsanlar yaptığı şeye kendilerinden bir şey verip bunu olabilecek en güzel şekilde aktardıklarında, gözlerimden yaşlar süzülüyor. İçim bulanıyor. İyi ki yaşıyorum dedirtiyor. Böyle zamanlar.

Meselenin odağından kopup diğer etmenlerden bahsetmeden, oraları düşünmeden bir yere götüreceğim sizi. Deniz Tekin x Geeva Flava x Dilan Balkay – Mana. Dinlediniz mi bilmiyorum, ben çok dinledim, hala dinliyorum. Bu yazı özelinde konum Deniz. Ben canlı olarak hiç izleyemedim kendisinin bir performansını. Bu kayıttaki bir kesit, her izlediğimde beni mest ediyor. 11:32-12:07 arasındaki görüntüsü, bence Deniz’e dair çok şey söylüyor. Neden Deniz’i sevdiğimi de tekrar tekrar görebilmemi sağlıyor. Kendini vermek, içinden taşmak, meselenin özüne inmek, odaklanmak, yaşamak, varolmak, hissetmek, aktarabilmek. Pek çok şey, an. Gerçekten muhteşem. Sadece şu bir kaç saniye dahi yaşamaya değer. Yüzde beliren bir kaç çizgi, gerilen bir kaç kas, ses tellerinin titreşimi, ifadenin saflığı, samimi hal ve varoluş. Her şey olması gerektiği gibi, yerli yerinde. Bir nefes, kocaman bir yaşam, üç-beş saniye.

11:32-12:07

Deniz Tekin.

İfadelerine de yansıyor sanki nasıl biri olmak istediği ve yine aynı şekilde istemediği. Bilmiyorum, belki ben duygusalım diye mi fazla mana yüklüyor ve romantik taraftan bakıyorum. Umur Sokolovic takip ediyor musunuz (https://www.behance.net/sokolovic)? Deniz ile fotoğraf çekiyorlar ara ara. Umut’un görüşü ve Deniz’in varoluşu her zaman muhteşem işler çıkarıyor ortaya. O kadar güzel ki birlikte ortaya çıkardıkları, canım darlandığında gidip bakıyorum ara ara Deniz’in müziklerini açıp. Gidin bakın Deniz’in gözlerinin içine. Belki kendi içinizdeki denizlere de dalar bulursunuz pek çok şey.

İstediklerim ve istemediklerim.

Seçimler. Kolay ve zor. Her şey. Yorucu.

Bazı ayrımlar var yaşam yolunda ve neyi seçersen orada buluyorsun kendini. Ben “bu” olduğum için bu yolu seçtim gibi de değil, sen “o” olduğun için onu seçiyor ve orada buluyorsun kendini. Bu bazen tünelin bombok bir yere çıkmasına sebep oluyor, bazen senin için ferah çayırlar ve güzel manzaralara. Ne bileyim. Bilmemek.

Ne istemediğini bilmek.

Pek çok insan, daha kolayı seçebilirdi. Yüceltmek amacıyla değil, fact olarak söylüyorum. Kolayı seçebilirlerdi. Kendileri için. Kimse diğer seçeneği bilemezdi bile. Varolmazdı da zaten. Olaylar başka şekillerle gelişirdi. Aslında kolay olan o kişiler için zor olandı. Diğerleri bunu anlamadılar. Diğerlerinin zor gördüğü, aslında seçilmesi gereken yoldu, kolay olduğundan da değil, doğrusu buydu. O yolda yürüyenleri izleyip yorum yapanlar açısından böyle olmasa da. Doğruyu seçmek. Sen kimsin? İstemediğin bir şeyi yapmanın azabını yaşamamışlar bilemiyor esasında o işin zorluğunu. İnsanın kendi içerisindeki cehennemi, gecelerin bitmemesini, yatakta dönüp durmayı ve kafanın içerisindeki sonsuz düşüşü. Kolayı seçmenin zorluğunu. Başkalığı. Ötekiliği. Ayrıksı otluğu. İstemeden orta yere düşmüş olmayı. Varolmaya çalışmayı. Doğru kabulünü sorgulamayı. “Ne”yi ve “Neden”i. O kadar zor ki doğruyu diretmek. İçinde cevap bulsan da bazen güç bulamamak. Yine de çekildiğin yerin o olması. Kendini orada bulman. Hayatın sürmesi. Yolcu hissetmek bazen. Elinde bazı şeyler, bazen de değil. Bazen iyi, bazen kötü. Ne demekse artık bu.

Deniz, belli ki kendi istediği şekilde var olmayı seçti. Bunu da olabilecek en açık biçimde dile getirdi. Farklı şekillerde, defalarca.

Neyi istemediğini bilmek.

Ne kadar güzel.

Hem bu bilinç, hem Deniz.

İyi ki varsın, olmayı seçtiğin şekilde varolacaksın.

Seni çok seviyorum.

Yorum bırakın