Her şeyin her şeye göreliliği ve bunu sırtlanamayıp altında kalışlarımız. İhtimallerin heyecanına üzülüşler ve Radiohead’in sürprizsizlik anlatısı.
Günde otuz beş bin defa beni tekme tokat döven bir “neye göre, kime göre” hayaletiyle yaşıyorum. Yaşamaya çalışıyorum. Adım atsam ensemde adi. Her konuda fikri ve karşıt görüşü var. Ağız tadıyla birini yargılayamıyor, kallavi bir şekilde billur geçemiyorum. Nihayetinde ona katılarak “e o da kendi açısından haklı durumda be abi” gibi öğğğffff bi’ cümle kurarken buluyorum kendimi.
Çok sıkıldım keskin uçlarımın kendim tarafından törpülenmesinden.
İsteyerek de yapmıyorum, yanlış anlaşılmasın. Kendimi sanki bilinçsizce o sokakta buluveriyorum. O sokakta insanlar hep haklı. Tüm kötülüklerin, iyiliklerin, normallikler ve absürtlüklerin bulunduğu binalar, sonsuz biçimde gökyüzüne uzanan katlarında pencereleri var. Hangisine bakarsam anlıyorum orada yaşayanlar neden bunu seçtiler. Hak vermiyorum, anlıyorum. Orada öyle görünüyor ve evet, böyle bakınca doğru. Bence değil ve fakat öyle.
Hiç, hiç bi’şey bilmiyorlar.
Bilmek istemiyorlar.
Şu cahillere bak,
Dünya’nın hakimi onlar.
—-
-Siyasiyabend-
—-
Durduk yere birileri ve yani tanımıyorum onları, aşırı haklılar god damn it. “Abi” sen dümdüz yolda yürüyen insansın ve yani belli ki iyi biri de değilsin ama nasıl da haklısın ve de aynı zamanda haksızsın bi’ bilsen…
Kime konuştuğumdan ve aslında ne konuştuğumdan emin değilim ki bu anlayabileceğiniz gibi benim genel halim.
Bakış açısı ve vay başımıza gelenler.
Kendimize ve kişilere, olanlar ile olmayanlar ve olamayanlara dair bakışımız. Yol açtıkları, gizledikleri, çabalamadıklarımız, farkında olmadıklarımız, kaçırdıklarımız ve diğer bir takım şeyler.
Değişmeye karar verdim.
Neydin, ne oldu, neden, nasıl ve “n” harfi ile başlayan diğer bir takım sorular…
Basitçe aslında hayattaki her şeyin bakış açısı ile alakalı olduğu mevzuuna ikna oldum belki de, emin konuşamıyorum. Bilemiyorum. Belli ki benim için olması gerekenin dışında olan bazı şeylerden ötürü olmam gereken optimum mutluluk seviyesinde değildim ve haliyle bu durum benim yaşam ile arama giriyordu. Olması gerektiği gibi olmalı dediğimiz şeylerin neden olması gerektiği gibi olması gerektiği üzerine düşündükçe bu sarmalın beni Harry Potter Felsefe Taşı’ndaki onunla aksi yönde mücadele ettikçe Devil’s Snare gibi beni boğduğunu hissettim. Bir süre sakinledim ve düştüm.
Cevap hazırdı. Yok, ı ıh, hiç öyle değil. Dedim ya, kafam karışık benim, öyle olmuyor olması gerektiği gibi.
Lağım suyuna bir damla temiz su damlattığınızda lağım suyu elde edersiniz. Temiz suya bir damla lağım suyu damlattığınızda da lağım suyu elde edersiniz.
-Kimdenduyduğumuhatırlamıyorum,VolkanÖgeolabilir.-
Ben pesimist bir insanım ve bardak hep boş bana göre. Asla iyi olmayacağız, her şey kötüye ve daha kötüye gidecek, anlık mutluluklar belki yaşarız ama yani günün sonunda hepimiz bok gibi öleceğiz falan filan. Bakışım hep karanlığa dönük ve nerede mutsuzluk varsa onu deşeleyip bulan ve çıkaran biriyim.
Değişmeye karar verdim.
Çünkü yapamıyordum böyle, artık olmuyordu. Siyahın tonlarını görmekte master yapmış olmak esasında o kadar da yardımcı olmuyordu. İki yol vardı, diğerini seçtim.
Bir önceki yazıda Geçecek düşüncesinden bahsetmiştim. Bu düşünce bana yıllar yılı çok yardım etti. Uzak gelecekteki kör karanlığa rağmen belki erteleme, belki başka bir şey bilemiyorum, geçecek hissine sığınıp gerçekten geçmesini bekledim. Sadece bekleyerek de geçti hep. Uzun sürdü, bazen korkunç uzun ama geçti. O zaman aralığının içindeyken sanki farklı boyuta belki de zamanın bir çatlağına sızarak arafa düşmüş ve asla bitmeyecek gibi hissettiğim de oldu farklı zamanlarda. Geçti. Geçiyor. Geçecek.
Değişim isteği bana dipte geldi, belki de haklı bir söylem “dibini görmek gerekir” söylemi. Farklı sebeplerden oradaydım ve burada bakış açısı mevzuu el verdi bana. Her şey esasında beklenti, bakış açın, neyi ne şekilde tanımladığın ve benzeri düşünceler.
Pesimist ruh halimin beni sürüklediği yerde tabi ki renk göremeyeceğim çok aşikardı. Orası siyah ve beyazdı, belki iki boyutluydu da hatta. Kısıtlıydı. Tayfta gezinmeli, etrafıma bakmalı ve sakinliğimi korumalı, farkında olmalıydım bir şeylerin.
Evet, suyla birlikte dans etmeli fakat nereye sürüklendiğine de dikkat etmeli.
Karanlığa mı, aydınlığa mı?
Bu yazı ile nereye varmak istiyorum? Esasında kendime ne söylemek istiyorum? Biliyor muyum ki ne dediğimi, farkında mıyım ne konuştuğumun?
Zannetmiyorum.
Bakış açısı ve vay başımıza gelenler.
Her şeyin sonu ve yaşamın kıyısı. Oradan dönmek. Belki de fazla büyütmek. Olmadığın yere koymak kendini. Aklının seninle alay etmesi, seninle oynaması. Hangi zemin sağlam? Nereye basabilirsin güvenli biçimde? Nasıl hareket edeceksin? Sonu gelmiyor soruların, durur musun artık?
🙂
Uyuşuk bir kafa, eller yüze gidip yoğuruyor. Alkol etkisi, sıcak, bulanıklık. Hoş da bir yandan. Keyifli geliyor kaygan düşüncelerin olması böyle anlarda diğer zamanların aksine.
Daha önce bahsettim sanırım. Hayatı yaşamanın doğrusu yok. Orijinal şeyler değiller söylediklerim. Siz doğdunuz, büyüdünüz ve de öldünüz. Bir şey anlatmak da değil amacım, daha çok kendime konuşur haldeyim. Sizin varoluşunuz, size özel. Sizden bir tane daha var olmadı ve olmayacak. Yürüdüğünüz yol, deneyimler, güçlükler, düşünceler, anlar sadece sizle var. O an. Ne öncesi ne de sonrası. Daha da olmayacaklar. Neyi kim yargılayabilir ki o halde? Niçin kendimize bu yüklenme?
Yaşamımızın her anı yalnız başımızayız. Yanıbaşımızda biri uyuyabilir sarmaş dolaş da olsak. Yine de yalnızız. Hep. Tüm deneyimler, düşünceler, yaşayışımız ve deneyimler yalnızca bizim süzgecimizden dökülenler kendi dünyamızda.
Duralım ve nefes alalım.
Yalnız.
Biz.
Ben.
Yüzümü döndüğüm yer, doğrularım, değerlerim, zaman, yer ve her neyseler.
Var olduğumu hissettiğim anda yüzümü döndüğüm yer fazlasıyla etken. Kötüyse kötüyüm, iyiyse iyi. Bu o kadar doğal ve sessiz sedasız bir süreç ki, farkına varmadığımda le geçiriyor beni. Doğam negatife dönük. Direnç bir efor ve kısıtlı miktarda bende. Doğru yerde ve doğru biçimde harcamalı ki yeter miktarda devamını sağlasın mevcut şartların.
İnsan her zaman o kadar şanslı olmuyor. Olmadığım yıllarım oldu. Kendime laf ve söz geçiremedim. Hükmedemedim. Battım, düştüm en dibe kadar. Biliyorum, her zaman daha derini var. Durabildim.
Kabullendim böyle gitmeyeceğini. Bir şeylere olan bakışımın değişmesi gerektiğini. Sanki ilk adım o gibiydi, ne bileyim.
Elinde olan ve olmayanlar. Kendinden ve hayattan beklentilerini ayarlamak. Anlayış göstermek kendine. Nelerden keyif aldığına dönüp bakmak. Bunlara dair şansları artırmak. Kendine özenmek, gerçek ve sanalı ayırt edebilmek. Bilmediklerine dair görüşünü daha iyi değerlendirmek. Bilinç ve varoluşa dair kişisel fikirlerine dönüp bakmak, hayat pratiğinde bunları daha aktif uygulamak.
Yaşamak öznel. Her şey öznel. Yaşamımızın büyük bölümüne dair mental yanlar bizim elimizde. Kendi dışımızdaki değişkenlere bakışımız, kendi yapabileceklerimize dair beklentilerimiz ve kendimize anlayışımız belirleyicisi hayatımızın.
Yıllar boyu kaçırdığım şeyler bunlar. Doğru düzgün bahsedebildiğimden dahi emin değilim. Dikkatimi veremiyorum. Yine de, olsun, olabildiğince, hiç olmamasındansa.
Yanlışlardan uzak, keyiflere yakın bir yaşam. Ne hoş olurdu. Umarım bir gün ve hep, hep birlikte.
Yinepoliyannacılıksonandaöfbeeee. Ne dediği belirsiz, muğlak, gri.


Yorum bırakın